Türkiye’de üniversite patlaması: Eksi netle üniversiteye giriş, profesörsüz bölümler ve diploma enflasyonu

Tarih:

Paylaş:

Türkiye’nin yükseköğretim sistemi kâğıt üzerinde hiç olmadığı kadar “büyük”. YÖK’ün 2022-2023 istatistiklerine göre 208 yükseköğretim kurumunda 6 milyon 950 bin 142 öğrenci ve 184 bin 566 öğretim elemanı bulunuyor; bu da ortalama her 38 öğrenciye bir öğretim elemanı anlamına geliyor.

Ancak aynı tabloda, bazı öğrencilerin YKS’de toplamda eksi netlerle bile üniversiteli olabilmesi, binlerce bölümde profesör bulunmaması ve mezunların işgücü piyasasında sıkışması, sistemin nicelikle şişerken nitelikte eridiğini gösteriyor.

Nicelik patlaması: 19 üniversiteden 208’e

1980’lerde Türkiye’nin tümü 19 üniversiteden oluşurken, “her ile bir üniversite” politikasının da etkisiyle sistem 2000’lerden sonra hızla büyüdü. 2019 itibarıyla 129 devlet, 73 vakıf üniversitesi ve 5 vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 207 yükseköğretim kurumu varken, bugün sayı 208’e ulaşmış durumda. Türkiye’de üniversite patlaması, sayısal olarak bir avantaj gibi görünse de gerçekte eğitim sektöründe sonu olmayan bir yol gibi görünüyor.

YÖK verileri, 2022-2023 yılında 6,95 milyon öğrencinin yalnızca 6,2 milyonunun devlet üniversitelerinde, yaklaşık 735 bininin ise vakıf üniversitelerinde okuduğunu gösteriyor. Aynı tabloda 184 bini aşkın öğretim elemanı sistemin akademik omurgasını taşıyor; profesör sayısı 34 bin 280, doçent sayısı 22 bin 462 düzeyinde.

Bu büyüme, erişim açısından ciddi bir genişleme anlamına geliyor. Ancak aşağıda detaylanacak göstergeler, erişimin nitelikli eğitime dönüşmediğini, aksine “yaşam boyu borçlu ve güvencesiz mezun” kitlesini büyüttüğünü ortaya koyuyor.

Akademik kadroda tıkanma: Yüzlerce bölüm profesörsüz

Sistem nicelikte büyürken akademik kadrolar aynı hızda genişlemiyor. ÖSYM’nin 2024 YKS tercih kılavuzu üzerinden yapılan analizlere göre, devlet üniversitelerinde 6 bini aşkın bölümün yaklaşık beşte birinde hiç profesör bulunmuyor; 2024 tablosunda 1453 bölümde profesör, 1050 bölümde doçent yok.

2025 yazında güncellenen bir başka çalışmada bu kez 1278 bölümde profesör, 990 bölümde doçent bulunmadığı tespit ediliyor. Yani küçük dalgalanmalara rağmen tablo hâlâ yapısal: binlerce lisans ve lisansüstü program, en üst akademik unvandan yoksun şekilde yürütülüyor.

universite1

Öne çıkan örnekler durumu somutlaştırıyor: Bazı hukuk fakültelerinde tek bir profesör bile bulunmuyor. 35’e yakın üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümü profesörsüz. Hemşirelik, ebelik, sağlık yönetimi ve sosyal hizmet gibi bölümlerin kayda değer bir kısmında profesör yok.

Bu tablo, üniversitenin “araştırma ve eğitim kurumu” kimliğini zayıflatıp, birçok yerde liseyi andıran, ağırlıkla ders yükü üzerinden işleyen ve araştırma kapasitesi sınırlı kurumlara dönüşüm riskini büyütüyor.

Barajın kaldırılması ve eksi netle girişin anatomisi

Tartışmanın en görünür yüzü, YKS’de son birkaç yıldır sıfır ve eksi netlerle üniversiteye girilebiliyor olması. Bunun arka planında, 2022’de baraj puanının kaldırılmasıyla devreye giren yeni hesaplama sistemi var.

Mevcut düzenlemede: Ön lisans (2 yıllık) programlara tercih yapabilmek için TYT’de Türkçe veya matematik testlerinden yalnızca 0,5 net yapmak yeterli. Lisans (4 yıllık) programlar için ise buna ek olarak AYT’de ilgili testlerden yine en az 0,5 net isteniyor.

Bu asgari şart sağlandığında, adayın diğer testlerde kaç yanlış yaptığına bakılmaksızın puanı hesaplanıyor. Böylece, bir testte küçük bir artı net, diğer testlerdeki büyük eksi netleri “maskelemiş” oluyor.

Sayılar ne söylüyor: 107’den 203’e, oradan 179’a

Eksi veya sıfır netle yerleşen adaylar artık istisna değil, ölçülebilir bir grup. Son üç yılın verileri tartışmanın boyutunu gösteriyor: 2023’te farklı programlara 107 aday sıfır ya da eksi netle yerleşti. 2024’te aynı şekilde yerleşen aday sayısı 203’e çıktı; bu, bilinen son yıllar için zirve. En son yılda (2025 sınav dönemine ait güncel veri setinde) bu sayı 179 aday olarak kaydedildi.

Bu adayların tamamı, 0,5 net şartını sağlayıp, geri kalan netleri sıfırın altında olmasına rağmen ön lisans veya lisans programlarına yerleştirildi. Bazılarının vakıf üniversitelerinde burs da kazandığı belirtiliyor.

Yani sistem, “sıfırın altında bilgi”yi formel olarak ödüllendiren bir yapıya dönüşmüş durumda.

Alana özgü eksi netler: Spor yöneticiliğinden matematiğe

YÖK Atlas üzerinden yapılan incelemelerde, yalnızca “genel puan”da değil, öğrencinin girdiği bölümün kendi testinde bile eksi netle yerleştiği örnekler görülüyor.

Dikkat çeken vakalar:

  • Bir aday, İstanbul Esenyurt Üniversitesi Spor yöneticiliği lisans programına, genel yerleştirme hesabında toplam -8,75 netle, yalnızca matematik testlerinde -12,5 net yapmış olmasına rağmen yerleşti. Daha net anlatmak gerekirse, -12.5 net yapmak için, hiç doğru yapmadan 50 yanlış yapmak gerekiyor.
  • Bir başka örnekte, Haliç Üniversitesi matematik bölümüne yerleşen son adayın, matematik testinde -3 netinin bulunduğu görülüyor.
  • Tarih testinde 13 farklı üniversitede, kimya ve diğer fen testlerinde ise çok sayıda programda, ilgili alanda sıfır veya eksi netle yerleşmiş öğrenciler tespit ediliyor.

2025 Haziran verilerine göre, eksi netle öğrenci alan programlar arasında, sağlık alanındaki diyaliz, patoloji laboratuvar teknikleri, fizyoterapi  bölümlerinin yanı sıra; bilgisayar destekli tasarım, çocuk gelişimi, mimari restorasyon, grafik tasarımı ve uluslararası ilişkiler gibi farklı disiplinler de öne çıkıyor. Önlisans tarafında ise radyoterapi, odyometri, çocuk gelişimi, bilgisayar programcılığı, iş sağlığı ve güvenliği, aşçılık ve sosyal hizmetler gibi programlara eksi netle giriş mümkün olmuş durumda.

Bu, sınavın alan yeterliliği boyutunun ciddi biçimde aşındığını, sistemin yalnızca formel bir “giriş bileti” üretir hale geldiğini gösteriyor.

Bu alanda yayınlar yapan, daha doğrusu yayınlarında bu konuyu dile getiren bir profesör, Behçet Yalın Özkara konuyla ilgili paylaştığı bir videoda, “İlkokuldan mezun olamayacak gençler üniversiteden mezun oluyor. Bizim öğrenciyi zorlayacak bir sistemi getirmemiz lazım” diyor. Ancak, Özkara açıklamaları ve tavrı nedeniyle soruşturmalarla karşılaştığını ifade ediyor.

Vakıf ve Kıbrıs üniversitelerinin rolü: kontenjan baskısı

Eksi netle yerleşilen programların önemli bir kısmı, vakıf üniversiteleri ve Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerde yoğunlaşıyor.

Bu tablo iki dinamiği aynı karede gösteriyor:

  • Bir yanda, kontenjanları doldurmak zorunda olan ve eğitim gelirine bağımlı özel/vakıf yapıları,
  • Diğer yanda, puan hesaplama sistemini gevşeten düzenlemeler sayesinde sınavdan niteliksel olarak başarısız çıkmış adaylar.

Sonuç, “üniversite” etiketinin ticarileştiği ve asgari akademik standardın bile pazarlığa açıldığı bir piyasaya işaret ediyor.

Mezun sayısı artarken istihdam geriliyor

Sistemin çıktı tarafında da benzer bir nitelik aşınması görülüyor. TÜİK verilerinin derlendiği önceki analizler, 2014–2020 döneminde üniversite mezunu işsiz sayısının kabaca iki katına çıktığını gösteriyor.

  • 2014’te yüzbinlerle ifade edilen üniversite mezunu işsiz sayısı, 2020’ye gelindiğinde 700 bin bandını aşıyor.
  • Aynı dönemde “ne eğitimde ne istihdamda” (NEET) olan genç mezun oranı, özellikle kadınlarda dikkat çekici düzeyde.

Onur Metin’in 2021 tarihli analizinde, mezun sayısı artarken mezunların işgücüne katılımının gerilemesi, “diploma enflasyonu” olarak kavramsallaştırılıyor: diploma sayısı artarken, diplomanın işgücü piyasasında sağladığı avantaj zayıflıyor.

Bugün eksi netle üniversiteye giren adaylar bu trende yeni bir katman ekliyor: akademik eşiği çok düşük bir sistem, vasıfsızlaşmış diplomaları daha da hızla çoğaltıyor.

Dünya sıralamalarında Türkiye’nin görünürlüğü

Üniversite sayısı 11 kat artarken, Türkiye’nin küresel sıralamalardaki performansı aynı ölçüde yükselmiyor.

QS Dünya üniversite sıralaması 2024’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi 336. sırada, Koç Üniversitesi 431. sırada yer alıyor; İstanbul Teknik Üniversitesi ise 2024’te 400’ler bandında, 2025 listesinde 326. sıraya yükseliyor. Türkiye’den birkaç üniversite 500 bandında olsa da, ilk 200’e giren bir kurum bulunmuyor. URAP ve benzeri sıralamalarda da Türkiye’den üniversitelerin ilk 500’de sınırlı sayıda temsil edildiği, bazı yıllarda hiç bulunamadığı görülüyor.

Yani küresel ölçekte tablo, “çok sayıda üniversite, sınırlı sayıda dünya ölçeğinde rekabetçi kurum” şeklinde özetlenebilir.

Altyapı ve kampüs yaşamı: kalabalık amfiler, yetersiz yurtlar

İstatistikler yalnızca sınav ve kadro tarafında değil, öğrencinin günlük yaşamında da alarm veriyor:

374 kişilik amfide 1700–1800 öğrenciye ders verildiği örnekler, büyük şehir üniversitelerinde olağan sayılıyor. Yurt kapasitesi, 6,95 milyon öğrencinin ihtiyacını karşılamaktan uzak; bu nedenle önemli bir kesim güvencesiz barınma koşullarına sıkışmış durumda. Açıköğretim ve uzaktan eğitim programlarındaki yoğunluk, öğrencilerin yaklaşık yarısına yaklaşarak “formel kayıtlı ama fiilen kampüs kültürünün dışında” bir kitlenin oluşmasına yol açıyor.

Bu da üniversiteyi, yalnızca bir “diploma üretim hattı” haline getiren eğilimleri güçlendiriyor.

Eğitimcilerin çözüm önerileri: yarım net kuralı ve “eksi nete puan yok”

Sıfır/eksi netle üniversiteye giriş tartışmasının odağında YKS sistemi var; bu nedenle eğitimcilerin çözüm önerileri de doğrudan puan hesaplama mekanizmasını hedef alıyor.

Kaynaklarda öne çıkan iki temel öneri şöyle:

  1. Yarım net kuralı genişletilmeli:Şu anda puanın hesaplanması için tek bir testten (örneğin sadece Türkçe’den) 0,5 net yeterli. Öneri, puana kaynaklık eden tüm testlerden en az 0,5 net şartı getirilmesini savunuyor. Böylece aday, yalnızca tek bir alana tutunarak değil, ilgili puan türündeki bütün temel alanlarda asgari düzeyde başarı göstermek zorunda kalacak.
  2. Eksi nete puan yok:Aday, her testten 0,5 net şartını sağlasa bile, bu testlerin toplam neti sıfırın altındaysa, o adayın puanı hiç hesaplanmamalı. Bu mekanizma, Esenyurt spor yöneticiliği örneğinde olduğu gibi, toplamda -8,75 netle 4 yıllık programa girişin önünü kapatmayı hedefliyor.

Eğitimciler, bu iki düzenlemenin hayata geçmesi halinde sıfır/eksi netle üniversiteye girişlerin büyük ölçüde ortadan kalkacağı ve asgarî akademik yeterlilik eşiğinin yeniden tanımlanacağı görüşünde birleşiyor.

Erişim artarken nitelik aşınıyor

Veriler, Türkiye’de yükseköğretimin son 40 yılda yaşadığı dönüşümü sert biçimde özetliyor:

Üniversite sayısı 19’dan 208’e çıkıyor, öğrenci sayısı 7 milyona yaklaşıyor. Aynı anda binlerce bölümde profesör yok, yüzlerce bölümde doçent yok; bazı alanlara ilgili testte eksi netle giriş mümkün. Dünya sıralamalarında Türkiye sınırlı sayıda üniversiteyle temsil ediliyor; mezunların işgücüne katılımı ve istihdamı ise büyüyen değil, gerilen bir eğri çiziyor.

Kısacası, nicelik patlaması nitelik patlamasına dönüşmemiş durumda.

Eğitimcilerin YKS’de “yarım net” ve “eksi net” üzerine önerdiği teknik düzeltmeler, bu hikâyenin yalnızca giriş kapısını düzenliyor. Kapının ardında, akademik kadro politikalarından bölgesel planlamaya, vakıf üniversitelerinin regülasyonundan mezun-istihdam ilişkisine uzanan çok katmanlı bir yeniden tasarım ihtiyacı duruyor.

Bugünkü fotoğraf ise basit. Türkiye, her yıl daha fazla genci üniversiteye sokuyor; ama onlara üniversiteyi, klasik anlamıyla bir bilgi ve yetkinlik üretim alanı olarak sunmakta zorlanıyor. Bu çelişki çözülemediği sürece, rakamlardaki büyüme yalnızca “diploma enflasyonu” dosyasına yeni sayfalar eklemeye devam edecek.

Haber: Onur Metin | hepsiveri.com

Onur Metin
Onur Metinhttps://hepsiveri.com
Onur Metin, ODTÜ Jeoloji Mühendisliği’nin ardından Anadolu Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı. Gazetecilik kariyeri boyunca resmi istatistikler, uluslararası veri tabanları ve açık veri kaynaklarını kullanarak haberlerini sayısal verilerle güçlendirmeyi, okuyucuya daha derin ve denetlenebilir bir perspektif sunmayı öncelik edindi. Farklı haber sitelerinde geçici süreler çalıştıktan sonra önce kişisel sitesini (onurmetin.com.tr), ardından veri odaklı haber ve analiz ürettiği HepsiVeri’yi kurdu. Demokrasi, emek, eğitim, kent politikaları ve dijital haklar gibi alanlarda ürettiği içeriklerde, verilerden hikâye çıkarmayı; karmaşık veri setlerini grafikler, tablolar ve görselleştirmelerle herkesin anlayabileceği, şeffaf ve kaynakları açık gazetecilik ürünlerine dönüştürmeyi kendine temel görev olarak görüyor. Görülmeyenleri göstermek, olan biteni sayılarla görünür kılmak ve bu verilerin herkes tarafından okunabilir, sorgulanabilir ve yeniden kullanılabilir olmasını sağlamak için çalışmalarını birden fazla platformda sürdürüyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Millî Eğitim Akademisi’nin 10.000 kişilik kotası: boru hattı mı, bekleme odası mı?

Millî Eğitim Akademisi, öğretmenliğe geçiş akışını 10.000 kişilik bir...

Özel üniversite kayıtlarında hızlı düşüş: Devlet ve özel okulların kayıt sayıları incelemesi

Devlette lisans doluluğu %99’a dayanırken vakıflarda düşüş hızlandı: 2021...

Türkiye’de eğitimde eşitsizlik derinleşiyor: NEET kadınlar ve Muş’ta yükselen eğitim dışı oranı

2025'te Türkiye'nin eğitim sisteminde alarm zilleri çalmaya devam etti....

Dünyada ve Türkiye’de Yıllık Eğitim Enflasyonunun Değişimi: Nedenleri, Etkileri ve Geleceği

Eğitim, bireylerin ve toplumların gelişimi için en önemli unsurlardan...

Engelli Çocuklar Eğitimde Eşitsizliklerle Mücadele Ediyor

Türkiye’de engelli çocukların eğitime erişimi, toplumsal eşitsizliklerin bir yansıması...

Türkiye’de Kütüphane Sayısı ve Yayın Materyalleri sayısında önemli artış

Türkiye’deki kütüphane sayısı, 2023 yılında 48 bin 733’e ulaşarak...

İlgili yazılar

Balon Balığının Akdeniz’de geri dönüşü neden zor görünüyor?

Balon balığı, Türkiye’nin deniz gündeminde uzun süredir bilinen ama etkisi her yıl daha fazla hissedilen istilacı türlerden biri....

Meta’nın karanlık açığı: Çocuk istismarı reklamları, algoritmalar ve “suçlu veri katmanı” tartışması

BBC'nin Hindistan'da yürüttüğü araştırma, Meta'ya ait Instagram'ın, bazı kullanıcılara çocuklara yönelik cinsel istismar materyallerini pazarlayan paralı reklamlar gösterdiğini...

CHP’ye kayyum kararına toplumdan tepki: Çoğunluk mutlak butlana karşı, bilgi sınırlı, çözüm talebi güçlü

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik "mutlak butlan" kararı, kamuoyunda beklenmedik biçimde sert bir tepkiyle karşılandı. Ancak bu tepkinin...

Örgütsüzlüğün bedeli: Türkiye’de sendika kapısını aşamayanlar

Türkiye'de örgütlenmenin görünmez sınırları Türkiye'de sendikalaşma oranı son on iki yılda yükseliyor. Ama bu tablo, milyonlarca işçiyi kapsayan bir...