BBC’nin Hindistan’da yürüttüğü araştırma, Meta’ya ait Instagram’ın, bazı kullanıcılara çocuklara yönelik cinsel istismar materyallerini pazarlayan paralı reklamlar gösterdiğini ortaya koydu. Bu bulgu, hem Türkiye ve AB hukukunun çocuk istismarıyla mücadele çerçevesini hem de sosyal medya platformlarının algoritmalarını ve olası “suçlu veri katmanı” çözümlerini yeniden tartışmaya açıyor.
Instagram’da çocuk istismarı reklamları skandalının arka planı
BBC, Hindistan’da sahte kullanıcı hesapları oluşturarak Instagram’ın öneri ve reklam sistemini test etti. Bu hesaplar, hiçbir cinsel içerikle etkileşime girmemesine rağmen kısa süre içinde önce yetişkinlere yönelik cinsel içerikli gönderiler, ardından da doğrudan çocuklara yönelik cinsel istismar materyali vaat eden reklamlarla karşılaştı (Kaynak: Instagram running ads promoting child sexual abuse material in India, BBC finds). Reklamlar, yaklaşık 99 rupi (yaklaşık 1 dolar civarı) karşılığında, çocuk istismarı videolarının paylaşıldığını iddia eden Telegram kanallarına erişim sunuyordu.
Platforma yapılan ilk şikâyetler, “topluluk kurallarını ihlal etmiyor” yanıtıyla geri çevrildi. Skandal ancak BBC’nin bulgularını doğrudan Meta’ya iletmesiyle gündeme taşındı. Şirket daha sonra bazı reklamların kaldırıldığını ve ilgili hesapların askıya alındığını açıkladı. Bu süreç, Instagram’ın reklam denetim mekanizmalarının ve öneri algoritmalarının çocuk güvenliği açısından ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi.
BBC muhabiri Divya Arya’nın haberine göre, Meta araştırmanın ardından bazı reklamları kaldırdı ve ilgili hesapları askıya aldı, ancak bu bulgular, şirketin reklam ve algoritma denetimindeki ciddi açıklarını da ortaya koyuyor.
Konuya ilgili sorularımızı, Çocuk Hakları Savunucuları Ağı’ndan Sevinç Koçak yanıtladı.
Onur Metin: Bu olay neden yalnızca bir teknoloji veya güvenlik sorunu değil, aynı zamanda bir çocuk hakları meselesi?
Sevinç Koçak:Çünkü dijital ortam artık çocukların yaşamının ayrılmaz bir parçası. Çocuklar burada bilgiye ulaşıyor, iletişim kuruyor, oyun oynuyor, öğreniyor ve toplumsal yaşama katılıyor. Bu nedenle dijital platformlarda yaşanan güvenlik ihlalleri yalnızca teknik bir sorun ya da platformların içerik denetimiyle sınırlı bir mesele olarak değerlendirilemez. Bunlar aynı zamanda çocukların korunma hakkını, bilgiye erişim hakkını, ifade özgürlüğünü, mahremiyet hakkını ve katılım hakkını doğrudan etkileyen çocuk hakları ihlalleridir.
BBC’nin ortaya çıkardığı olayda dikkat çekici olan, platformun reklam denetim mekanizmalarının ve öneri sistemlerinin bu içerikleri fark edememesi ya da yeterince engelleyememesidir. Üstelik ilk kullanıcı şikâyetlerine rağmen bu reklamların “topluluk kurallarını ihlal etmediği” yönünde değerlendirilmesi, çocukların güvenliğini sağlayacak sistemlerin yeterince etkili işlemediğini gösteriyor.
Çocuk hakları perspektifinden bakıldığında temel sorun, dijital ortamların çocuklar için nasıl güvenli hâle getirileceğidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Komitesi’nin dijital ortamlara ilişkin 25 No’lu Genel Yorumu da devletlere ve dijital platformlara tam olarak bu sorumluluğu yüklüyor. Çocukları dijital dünyadan uzaklaştırmak yerine, dijital dünyayı çocukların üstün yararını esas alacak biçimde yeniden tasarlamak gerekiyor.
Türkiye’de hukuki zemin olarak TCK 103 ve ötesi
Türkiye’de çocuğa yönelik cinsel istismar suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde düzenlenen en ağır suç tiplerinden biridir. Çevrimiçi ortamda çocuklara yönelik cinsel içerikli mesajlaşmalar, cinsel amaçlı yönlendirmeler, görüntü paylaşımı veya çocuk cinsel istismarı materyallerinin üretilmesi, bulundurulması ya da yayılması gibi fiiller ise somut olayın özelliklerine göre TCK’nın 103., 105. ve 226. maddeleri başta olmak üzere diğer ilgili hükümler kapsamında suç oluşturabilir. Bu kapsamda TCK 226, çocukların kullanıldığı müstehcen içeriklere ilişkin fiiller bakımından ağır yaptırımlar öngörüyor. Çocuk hakları literatüründe ise bu içerikler, “çocuk pornografisi” yerine “çocuk cinsel istismarı materyali (Child Sexual Abuse Material-CSAM)” olarak adlandırılıyor.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, istismar riski altındaki çocuklar için koruyucu ve destekleyici tedbirlerin (barınma, psikososyal destek, aileye müdahale vb.) çerçevesini belirliyor. Kamu görevlileri ve bazı meslek mensupları bakımından suçu bildirmeme ayrı bir suç oluşturabilir. Yani başka bir deyişle, çocuk istismarı şüphesinin savcılık veya kolluğa bildirilmemesi, suçu bildirmeme kapsamında ayrıca hukuki sorumluluk doğurabiliyor. Bu yapıda, çevrimiçi istismar vakalarının da klasik ceza ve çocuk koruma mekanizmalarına entegre edilmesi hedefleniyor.
5651 sayılı Kanun ve BTK’nın rolü
Türkiye’de çevrimiçi içeriklerin kaldırılması ve erişimin engellenmesine ilişkin temel çerçeve, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile belirleniyor. Çocukların cinsel istismarına ilişkin içerikler, katalog suçlar kapsamında değerlendirildiğinden, savcılık veya hâkim kararıyla erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılması mümkün. Uygulamada Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), erişim sağlayıcıları ve yer sağlayıcılarla koordinasyon içinde bu kararların uygulanmasını sağlıyor.
Bununla birlikte çocuk istismarı materyallerinin çoğu sınır ötesi platformlarda barındırıldığı için, ulusal erişim engeli kararları tek başına sorunu ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle uluslararası platformların içerik kaldırma süreçleri ve kolluk kuvvetleriyle veri paylaşımı kritik önem taşıyor.
AB’de platformlara zorunlu tespit ve raporlama yükümlülüğü
Avrupa Birliği, çevrimiçi çocuk cinsel istismarıyla mücadele için platformlara doğrudan yükümlülükler getiren yeni bir düzenleme paketi üzerinde çalışıyor. Söz konusu teklif henüz yürürlüğe girmiş değildir ve Avrupa Birliği kurumları arasında müzakere ediliyor. Taslak kurallara göre, çevrimiçi hizmet sağlayıcıların çocuk istismarı materyallerini tespit etmeleri, raporlamaları ve hızla kaldırmaları zorunlu hale geliyor. Bu çerçevede, her platform hizmetlerinin istismar amacıyla kötüye kullanılma riskini değerlendirmek ve bu riske uygun teknik ve organizasyonel önlemler almak zorunda.
Teklif kapsamında ayrıca bir “Çocuk Cinsel İstismarı Merkezi” (Child Sexual Abuse Center – AB Merkezi) kurulmasını öngörüyor. Platformlar, tespit ettikleri şüpheli içerikleri bu merkeze raporlayacak, merkez ise doğrulanan vakaları ilgili ulusal kolluk birimlerine ve Europol’e ileterek soruşturmaları hızlandıracak. Ulusal makamlar, kaldırılmayan içerikler için “kaldırma emri” ve gerekirse erişim engeli kararları verebilecek. Böylece AB, yasal sorumluluğu yalnızca içerik üreticilerine veya paylaşan bireylere değil, altyapı sağlayıcı platformlara da yaymayı hedefliyor.
NCMEC: Platformlardan kolluk kuvvetlerine uzanan bildirim zinciri
ABD’de faaliyet gösteren büyük teknoloji şirketlerinin önemli bir bölümü, tespit ettikleri çocuk cinsel istismarı materyallerini National Center for Missing & Exploited Children – Kayıp ve İstismara Uğrayan Çocukların Ulusal Merkezi (NCMEC) bünyesindeki CyberTipline – Siber İhbar Hattı sistemine bildiriyor. NCMEC, gelen ihbarları analiz ederek ilgili kolluk kuvvetlerine iletiyor ve uluslararası soruşturmalarda koordinasyon sağlıyor. NCMEC, bir kamu kurumu değil; ABD Kongresi tarafından yetkilendirilmiş, çocukların korunması alanında kamu otoriteleriyle yakın iş birliği içinde çalışan özel statülü bir kuruluştur.
Bu yapı sayesinde platformlar yalnızca içerik kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda olası mağdurların belirlenmesi ve faillerin tespit edilmesi için de kolluk kuvvetlerine veri aktarabiliyor. ABD merkezli birçok platformun içerik güvenliği mimarisinde NCMEC kritik bir ara katman olarak görev yapıyor.
AB’de Dijital Hizmetler Yasası (DSA) platformlara ne yüklüyor?
Çocuk istismarı materyalleriyle mücadelede Avrupa Birliği’nin mevcut en önemli düzenlemelerinden biri Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act – DSA). Özellikle “Very Large Online Platforms” (VLOP) olarak sınıflandırılan Meta, TikTok, Google ve benzeri büyük platformlar, yalnızca yasa dışı içerikleri kaldırmakla değil, aynı zamanda bu içeriklerin sistemik risklerini analiz etmek ve azaltmakla yükümlü.
DSA kapsamında büyük platformlar; yıllık risk değerlendirmesi yapmak, bağımsız denetimlerden geçmek, tavsiye algoritmalarının risklerini analiz etmek ve düzenli şeffaflık raporları yayımlamak zorunda. Çocukların korunması, Avrupa Komisyonu’nun sistemik risk değerlendirmelerinde özel başlıklardan biri olarak kabul ediliyor.

Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve çocuk cinsel istismarıyla mücadele amacıyla hazırlanan yeni düzenleme teklifi, çevrimiçi platformlara yasa dışı içerikler ve özellikle çocuk cinsel istismarı materyalleri konusunda yüksek düzeyde özen yükümlülüğü öngörüyor. Çocuk cinsel istismarına ilişkin yeni düzenleme ise henüz yürürlüğe girmemiş olup, Avrupa Birliği kurumları arasında müzakere edilmeye devam ediyor.
AB düzenlemeleriyle çatışan tablo
AB’nin Dijital Hizmetler Yasası, büyük platformların yasadışı içeriklere karşı risk değerlendirmesi yapmasını, etkili şikâyet mekanizmaları kurmasını ve bu içerikleri hızla kaldırmasını zorunlu kılıyor. Çocuk istismarı materyallerini içeren reklamların otomatik onaydan geçmesi ve şikâyete rağmen “kurallara aykırı değil” denerek yayında kalması, bu yükümlülüklerle açıkça çelişen, AB açısından uyumlu değil aksine soruşturma ve yaptırım doğurabilecek bir uygulama anlamına geliyor.
Algoritmalarda bulunan “tavsiye motorları” neden bu kadar riskli?
Modern sosyal medya platformlarının kalbinde, kullanıcıların neyi göreceğini belirleyen tavsiye algoritmaları bulunuyor. Bu algoritmalar, kullanıcıların etkileşimlerini (beğeni, izlenme, yorum, paylaşım) “ilgi sinyali” olarak yorumlayarak giderek daha fazla dikkat çekecek içerikler önerme eğiliminde. Bu mekanizma, yeterli güvenlik önlemleri, risk değerlendirmeleri ve insan denetimiyle desteklenmediğinde, bazı kullanıcıların daha uç, şiddet içeren veya istismar niteliğindeki içeriklere yönlendirilmesi riskini artırabiliyor.
BBC’deki BBC Eye’ın çalışmasında, hiçbir cinsel içerikle etkileşim göstermeyen sahte hesapların kısa sürede çocuk istismarı reklamlarıyla karşılaşması, algoritmaların ve reklam onay sistemlerinin birlikte yarattığı yapısal bir zafiyeti işaret ediyor. Algoritmik manipülasyon literatürü, bu tür sistemlerin kullanıcı davranışlarını sessizce şekillendirdiğini, özellikle hassas gruplar (çocuklar, kırılgan yetişkinler) söz konusu olduğunda çok daha sıkı sınırlar ve denetim mekanizmaları gerektiğini vurguluyor.
Bu olay, Meta’nın çocuk güvenliği konusunda ilk kez eleştirilmesi değil. Son yıllarda şirket, algoritmaların hassas kullanıcıları giderek daha uç içeriklere yönlendirebildiği, yasa dışı içerik bildirimlerinin yetersiz değerlendirildiği ve reklam denetim süreçlerinin bazı durumlarda etkisiz kaldığı yönündeki çeşitli soruşturmalar ve düzenleyici incelemelerle karşı karşıya kaldı. Avrupa Komisyonu da Dijital Hizmetler Yasası kapsamında Meta’nın yasa dışı içerik bildirim mekanizmalarının etkinliğine ilişkin incelemeler yürütüyor.
Onur Metin: Çocukları korumak için çözüm algoritmaları yasaklamak ya da çocukların dijital erişimini sınırlandırmak mı?
Sevinç Koçak:Hayır. Çocuk hakları yaklaşımı koruma ile özgürlüğü birbirine alternatif olarak görmez. Çocukların hem güvende olma hem de bilgiye erişme, kendilerini ifade etme, iletişim kurma ve dijital yaşama katılma hakları vardır. Dolayısıyla çözüm, çocukları dijital ortamdan uzaklaştırmak değil, dijital ortamı çocuklar için güvenli hâle getirmektir.
Riskin yükünü çocuklara yükleyen yasakçı yaklaşımlar yerine, algoritmaların nasıl çalıştığını sorgulayan ve platformları sorumlu tutan politikalara ihtiyaç var. Bugün Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası’nın (DSA) ve hazırlanmakta olan yeni düzenlemelerin temel yaklaşımı da bu. Platformlardan yalnızca yasa dışı içerikleri kaldırmaları yeterli olmuyor. Algoritmaların oluşturduğu sistemik riskleri değerlendirmeleri, bu riskleri azaltmaları ve çocukların üstün yararını tasarım süreçlerinin merkezine almaları bekleniyor.
Hash’ten NLP’ye içerik filtreleme teknolojileri
AB’nin önerdiği çerçeve, çocuk istismarı materyallerinin tespitinde özel teknolojilerin kullanımını zorunlu kılmayı hedefliyor. Bu teknolojiler, mahremiyete en az müdahaleyle çalışacak şekilde tasarlanmak zorunda. Uygulamada öne çıkan yöntemleri HepsiVeri için sıraladık.
Görüntü ve video “hashing” / “perceptual hashing”
Bilinen çocuk istismarı materyallerine ait görüntü ve videolar, benzersiz dijital imzalar (hash) aracılığıyla veritabanlarında tutuluyor. Platformlar, yüklenen yeni içerikleri bu imzalarla karşılaştırarak bilinen materyallerin yeniden paylaşımını engelleyebiliyor. Perceptual hashing (algısal özetleme), bir görselin veya videonun piksel piksel aynı olmasına değil, görsel olarak benzer olmasına odaklanan bir dijital parmak izi (hash) oluşturma yöntemidir. Yani, parlaklığı arttırılmış/azaltılmış ya da kenarlarından 1 piksel kırpılmış bir resim, hashing ile farklı dosya gibi algılansa da, perceptual hashing ile aynı dosya / benzer dosya olarak algılanarak, benzer görselleri ve videoları da bulabiliyor.
Metin tabanlı tespit ve doğal dil işleme (NLP)
Reklam metinleri, başlıklar ve açıklamalar, çocuk istismarıyla ilişkili belirli örüntüler ve anahtar kelimeler açısından analiz edilebiliyor. Yüksek riskli görülen içerikler otomatik olarak reddedilebiliyor veya insan moderatörlere gönderilebiliyor.
Çok katmanlı risk skorlama
Kullanıcı davranış sinyalleri (Belirli yaş gruplarına yoğun ilgi, şüpheli gruplara katılım, belirli anahtar kelimelerin yoğun kullanımı) ile içerik analizi birleşerek, bir “risk skoru” üretilebiliyor. Bu skor, hem öneri sistemlerinde hem de reklam onayı süreçlerinde eşik değerler olarak kullanılabiliyor.
Bu teknolojilerin ortak sorunu, yanlış pozitif ve yanlış negatif riskleri. Yanlış pozitifler masum içeriklerin engellenmesine yol açarken, yanlış negatifler, istismar içeriklerinin gözden kaçmasına neden oluyor. Bu yüzden teknik çözümler yalnız başına değil, insan moderatörler, hukuk birimleri ve bağımsız denetim mekanizmalarıyla birlikte ele alınıyor.
Reklam denetiminde otomatik sistemler yetmez, insan denetimi şart
Instagram vakasında en çarpıcı noktalardan biri, istismar içerikli mesajların doğrudan reklam olarak kullanıcıya servis edilmesi. Reklam ekosisteminde, çoğu zaman otomatik filtreler ve anahtar kelime tabanlı kurallar kullanılsa da, özellikle cinsel içerik, çocuk vurgusu ve belirli finansal motifler (abonelik, “premium içerik” vb.) içeren reklamların mutlaka insan değerlendirmesine tabi tutulması gerektiği ortaya çıkıyor.
Onur Metin: Platformların çocuklara karşı temel yükümlülüğü nedir?
Sevinç Koçak:Platformların sorumluluğu, zararlı içerik yayımlandıktan sonra müdahale etmekle sınırlı olmamalıdır. Çocuk hakları açısından esas olan, risklerin ortaya çıkmasını mümkün olduğunca en baştan önleyecek bir dijital ortam tasarlamaktır. Bu nedenle son yıllarda giderek daha fazla önem kazanan “Safety by Design” yaklaşımı son derece önemli.
Bu anlayış, çocuk güvenliğinin tasarımın temel ilkelerinden biri olması gerektiğini söylüyor. Gizlilik ayarlarının çocuk lehine varsayılan olarak belirlenmesi, reklam sistemlerinin çocukları hedef alan riskleri otomatik olarak tespit edebilmesi, algoritmaların düzenli olarak bağımsız denetimden geçirilmesi ve yüksek riskli içeriklerin insan moderatörler tarafından incelenmesi son derece önemli.
Çocukların güvenliğini sağlama yükümlülüğü yalnızca ailelere ya da çocukların kendi dikkatine bırakılamaz. Dijital ortamı tasarlayan, işleten ve bundan ekonomik kazanç sağlayan şirketlerin çocuk hakları ve çocuk güvenliği konusunda yükümlülükleri vardır. Devletlerin görevi de bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayacak etkili düzenlemeleri oluşturmak ve denetlemektir.
Güçlü bir reklam denetim katmanı için temel öneriler şunlar:
- Çocuk, “teen”, “young” (genç) gibi yaş çağrışımı yapan ifadelerle cinsel içerik veya “explicit” (açık, belirgin, belli) vurgusu içeren reklamlara otomatik ret veya zorunlu manuel inceleme.
- Sürekli ihlal eden reklam verenler için kara liste mekanizmaları. Bu kişilerin hem reklam hem de belirli hedefleme özelliklerini kullanmasının kalıcı olarak engellenmesi.
- Reklam veren kimliklerinin daha sıkı doğrulanması ve ödeme araçlarında risk taraması, böylece çocuk istismarı gibi suçlarla bağlantılı olabilecek hesapların tespiti ve sistemden çıkarılması.

Instagram reklamları normalde nasıl denetleniyor?
Meta’ya göre Instagram’da yayınlanan reklamlar, kullanıcıya gösterilmeden önce otomatik inceleme sistemlerinden geçiyor. Bu sistemler; reklam metinlerini doğal dil işleme yöntemleriyle analiz ediyor, görseller üzerinde optik karakter tanıma (OCR) ve görüntü sınıflandırma teknikleri kullanıyor, ayrıca reklam veren hesabının geçmiş ihlal kayıtlarını da risk değerlendirmesine dahil ediyor.
Yüksek riskli görülen reklamlar insan moderatörlerin incelemesine yönlendirilebiliyor. Ancak BBC’nin araştırması, çocuk istismarını açık ifadelerle pazarlayan bazı reklamların bu çok katmanlı denetimi aşarak yayınlanabildiğini gösteriyor. Bu durum, yalnızca algoritmalarda değil, reklam inceleme süreçlerinin bütününde yapısal açıklar bulunabileceği tartışmasını gündeme taşıyor. Uzmanlara göre bu tür vakalar, yalnızca daha güçlü filtreleme sistemlerine değil, çocuk güvenliğinin ürün geliştirme sürecinin başlangıcından itibaren esas alındığı “Safety by Design” yaklaşımına duyulan ihtiyacı da ortaya koyuyor.
Çevrimiçi çocuk istismarıyla mücadelede bazı güncel veriler
Internet Watch Foundation’ın (IWF) İnternet İzleme Vakfı 2025 raporuna göre yıl boyunca 451 binden fazla ihbar incelendi ve bunların 311 binden fazlası çocuk cinsel istismarı materyali olarak doğrulandı. Aynı yıl yalnızca IWF hash listesine 317 binden fazla yeni görsel ve video eklendi. ABD’deki NCMEC CyberTipline – sistemi ise milyonlarca şüpheli çocuk istismarı bildirimini kolluk kuvvetlerine iletti.

| Gösterge | 2025 verisi |
|---|---|
| IWF tarafından incelenen ihbar | 451.210 |
| Doğrulanan çocuk istismarı materyali | 311.610 |
| IWF hash listesine eklenen yeni görsel/video | 317.101 |
| NCMEC CyberTipline’a bildirilen CSAM vakası | 19,5 milyon |
Materyalde yer alan çocukların çoğu 7 ila 10 yaş arasındayken, bunu 11 ila 13 yaş arasındakiler takip ediyor.
KVKK açısından ceza mahkûmiyeti verileri
Mahkûm olmuş istismar faillerine ilişkin verilerin dijital platformlarla paylaşılması önerileri, Türkiye’de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından da ayrı bir değerlendirme gerektiriyor. Ceza mahkûmiyetine ilişkin veriler, özel nitelikli kişisel veriler arasında yer alıyor ve ancak açık kanuni dayanak veya yetkili kamu kurumlarının görev alanı kapsamında işlenebiliyor.
Bu nedenle platformların doğrudan “suçlu veri tabanı” oluşturması mevcut hukuk bakımından mümkün görünmüyor. Böyle bir modelin uygulanabilmesi için veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, bağımsız denetim ve etkili itiraz mekanizmalarının birlikte tasarlanması gerekiyor.
“Suçlu veri katmanı”: Mahkûm istismar failleri ve platform mimarisi
Bu noktada tartışılan model, bugün yaygın olarak uygulanandan çok, geleceğe dönük olası bir mimariyi tarif ediyor. Bu model mevcut hukukta uygulanan bir sistem değil. Akademik ve teknik çevrelerde tartışılan olası politika önerilerinden biridir ve ciddi insan hakları tartışmaları barındırıyor.
Tartışmanın en kritik ve tartışmalı kısmı, yargılanıp mahkûm olmuş çocuk istismarı failleri hakkında tutulacak verilerin, çevrimiçi platformların güvenlik mimarilerine entegre edilip edilemeyeceği.
Fikir, özetle şöyle: Çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişilere ilişkin belirli veriler (kimlik bilgileri, doğrulanmış sosyal medya hesapları, telefon numaraları, e-posta adresleri vb.), kapalı devre bir sistem aracılığıyla platformlara iletilir. Platformlar da bu verileri kullanarak ilgili hesapları yüksek riskli olarak işaretler ve reklam verme, çocuklarla iletişim kurma veya belirli hizmet ve özelliklere erişim gibi alanlarda ek güvenlik tedbirleri uygular.
Onur Metin: Çocukların korunması adına her türlü güvenlik tedbiri kabul edilebilir mi?
Sevinç Koçak:Tabii ki kabul edilemez. Çocukların korunması elbette önceliklidir. Ancak çocuk hakları yaklaşımı, güvenliği sağlarken hukuki ve etik ilkelerin, temel hakların korunmasını da gerektirir. Bu nedenle önerilen her güvenlik mekanizmasının ölçülülük, gereklilik ve hukuki denetlenebilirlik ilkeleri açısından değerlendirilmesi gerekir. Çocuk haklarını korumak adına geliştirilen sistemlerin yeni hak ihlallerine yol açmaması gerekir. Esas amaç, hem çocukların güvenliğini sağlayan hem de insan hakları standartlarını koruyan dengeli ve hesap verebilir mekanizmalar kurabilmektir.
Bu yaklaşım, özellikle şu senaryolarda gündeme geliyor:
Kolluk-platform entegrasyonu
Yetkili makamlar, hukuki çerçeve ve denetim altında belirli fail verilerini platformlarla paylaşır. Platform, bu veriyi yalnızca güvenlik amacıyla (örneğin çocuklara yönelik istismar riskini azaltmak için) kullanır.
Risk skorlama ile birleşmiş kara liste
Mahkûmiyet verileri, yalnızca davranışsal risk sinyalleriyle birlikte kullanılır. Böylece sadece “bir zamanlar mahkûm olmuş” olmak, otomatik ve süresiz bir yasak sebebi haline getirilmez, ama sistemde yüksek riskli bir işaret olarak yer alır.
Reklam ve ödeme kısıtları
Mahkûm istismar faillerinin reklam ekosistemine girmesi, belirli tür reklamlar vermesi ve özellikle çocukları hedefleyebileceği segmentlere erişmesi engellenir.
Ancak bu model, ciddi etik ve hukuki riskler barındırıyor. Ceza hukuku açısından cezasını tamamlamış bir kişinin sürekli olarak sınırlanması, “sürekli damgalama” ve ikinci kez cezalandırma tartışmalarını gündeme getiriyor. Veri koruma hukuku açısından ise ceza mahkûmiyetine ilişkin veriler, en hassas veri kategorilerinden biri ve kullanımları sıkı şartlara bağlı. Ayrıca teknik tarafta, kimlik-hesap eşleştirmelerinde yapılacak hatalar, masum kişilerin yanlışlıkla istismar faili olarak işaretlenmesi riskini doğuruyor.
Dengeli bir yol: Şeffaf, denetlenebilir ve amaçla sınırlı sistemler
Dijital ortamda çocukların korunması yalnızca yasa dışı içeriklerin kaldırılmasına indirgenemez. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin dijital ortamda çocuk haklarına ilişkin 25 No’lu Genel Yorumu uyarınca devletlerin ve çocuklara yönelik hizmet sunan dijital platformların; çocuğun üstün yararını gözetme, riskleri önceden değerlendirme, güvenli tasarım (Safety by Design) ilkelerini benimseme ve çocukların korunma hakkı ile bilgiye erişim hakkı arasında adil bir denge kurma yükümlülüğü bulunuyor.
Onur Metin: Çocuk hakları açısından dengeli yaklaşım nasıl kurulabilir?
Sevinç Koçak:Dijital dünyaya ilişkin tartışmalar çoğu zaman çocukları korumakla çocukların haklarını korumak arasında bir tercih yapmak gerekiyormuş gibi yürütülüyor. Oysa çocuk hakları yaklaşımı bu iki ilkeyi birbirine karşı olarak görmez. Çocuğun üstün yararı, çocukların hem korunmasını hem de hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanabilmesini birlikte güvence altına almayı gerektirir.
Bu nedenle çocukların korunması, onların dijital ortamlardan uzaklaştırılması ya da haklarının ölçüsüz biçimde sınırlandırılması anlamına gelmez. Asıl yapılması gereken, dijital ortamların çocuklar için güvenli, erişilebilir ve hak temelli biçimde tasarlanmasını sağlamaktır. Platformların risk değerlendirmesi yapması, algoritmalarını denetlemesi, yasa dışı içeriklere hızlı müdahale etmesi ve çocuk güvenliğini tasarım süreçlerinin merkezine alması bu yaklaşımın önemli unsurlarıdır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin dijital ortamlara ilişkin 25 No’lu Genel Yorumu da devletlerin ve dijital platformların çocukların üstün yararını gözeten önleyici politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Bu çerçevede devletlerin görevi çocukların haklarını sınırlamak değil; platformları çocuk haklarına uygun hareket etmeye zorlayacak etkili hukuki ve idari mekanizmaları kurmaktır.
Çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskleri yalnızca teknolojik bir sorun olarak görmek de eksik kalır. Çocuklar evde, okulda ve yaşadıkları çevrede haklarına erişebildikleri, kendilerini güvende hissettikleri ve gerektiğinde destek mekanizmalarına ulaşabildikleri ölçüde dijital dünyada da daha güçlü olurlar. Bu nedenle dijital güvenlik politikaları, çocukların yaşamını bütüncül olarak ele alan çocuk hakları politikalarının ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Instagram–Hindistan skandalı, tek bir haber olmanın ötesinde, dijital platformların çocukları koruma konusunda nasıl bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dair küresel bir tartışmayı tetikliyor. Türkiye’deki mevcut ceza ve çocuk koruma mevzuatı, AB’nin platformlara yönelik yeni yükümlülük önerileri ve gelişen tespit teknolojileri birlikte düşünüldüğünde, birkaç temel ilke öne çıkıyor:
Çocuk istismarı içeriklerine karşı “sıfır tolerans”
Hukuki ve teknik mekanizmalar, bu içeriklerin hem üretimini hem de dağıtımını en ağır şekilde hedef almalı.
Risk temelli algoritma denetimi
Tavsiye ve reklam sistemleri, özellikle çocuk istismarı, nefret söylemi, terör gibi yüksek riskli kategorilerde ayrı ve daha sert kurallara tabi tutulmalı, ayrıca iç ve dış denetimlerle düzenli olarak test edilmeli.
Kapalı devre ve orantılı veri kullanımı
Mahkûm istismar faili verisinin platform mimarisine entegre edilmesi ancak sıkı hukuki zemin, sınırlı amaç ve güçlü denetimle, kamusal ifşadan kaçınılarak ve itiraz–düzeltme mekanizmalarıyla birlikte mümkün.
Şeffaflık ve hesap verebilirlik
Platformların, çocuk istismarıyla mücadele için alınan önlemler, kaldırılan içerik sayıları, yanlış pozitif/negatif oranları ve algoritma değişiklikleri hakkında düzenli şeffaflık raporları yayımlaması, kamu denetimini güçlendirecek.
Görünen, bu vakanın yalnızca bir platform skandalı olmadığını, hukuk, yapay zekâ, veri koruma ve çocuk haklarının kesişim noktasında, önümüzdeki yılların en kritik tartışma alanlarından birine işaret ettiğini iddia etmek mümkün.
Onur Metin: Çocukların bu tartışmalarda söz hakkı olmalı mı?
Sevinç Koçak:Tabii ki olmalı. Dijital politikalar doğrudan çocukların günlük yaşamını etkiliyor. Buna rağmen çoğu zaman çocuklar yalnızca korunması gereken varlıklar olarak görülüyor ve karar süreçlerinin dışında bırakılıyor. Oysa Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi çocukların kendilerini ilgilendiren her konuda görüşlerini ifade etme ve bu görüşlerin dikkate alınmasını isteme hakkını güvence altına alıyor.
Bugün çocukların kullandığı dijital platformlara ilişkin düzenlemeler hazırlanırken onların deneyimlerinden, ihtiyaçlarından ve önerilerinden yeterince yararlanılmıyor. Oysa çocuklar bu alanı deneyimleyen, riskleri ve ihtiyaçları en yakından bilen hak sahipleridir. Çocuk katılımı yalnızca sembolik görüş alma toplantıları olarak anlaşılıyor. Çocukların görüşlerinin politika geliştirme süreçlerini gerçekten etkileyebildiği sahici mekanizmalar oluşturulmalı. Bu hem daha etkili düzenlemelerin yapılmasını sağlar hem de çocukların hak öznesi olarak tanınmasının gereğidir.
AB’den Meta’ya hukuki önlemler bekleniyor
AB’nin hem Dijital Hizmetler Yasası hem de çocuk istismarıyla mücadele için hazırlanmakta olan yeni düzenlemeleri, Meta gibi platformlardan yalnızca gönüllü taahhütler değil, bağlayıcı teknik ve hukuki önlemler bekliyor. Bu vaka, hukuk, yapay zekâ, veri koruma ve çocuk haklarının kesişiminde önümüzdeki yılların en önemli düzenleme alanlarından birine işaret ediyor.
Onur Metin: Bu vakadan çıkarılması gereken en önemli ders nedir?
Sevinç Koçak:Bu olay bize bir kez daha gösteriyor ki çocukların güvenliği yalnızca içerik kaldırma politikalarıyla sağlanamaz. Çocukların haklarını korumak, dijital ekosistemin bütününü çocukların üstün yararı doğrultusunda yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Reklam sistemlerinden öneri algoritmalarına, veri işleme politikalarından ürün tasarımına kadar bütün süreçlerde çocuk hakları temel bir ilke hâline gelmelidir.
Çocukları dijital dünyadan uzaklaştırmak kısa vadede çözüm gibi görünebilir. Ama kalıcı çözüm sistemi değiştirmek ve çocukları dijital okur yazarlıkla güçlendirmektir. Dijital platformların hesap verebilir olduğu, algoritmaların bağımsız biçimde denetlendiği, çocuk güvenliğinin tasarımın başlangıcından itibaren esas alındığı ve devletlerin bu süreçleri etkin biçimde denetlediği bir ekosistem oluşturulmadan benzer ihlallerin önüne geçmek mümkün görünmüyor. Çocuk hakları perspektifi tam da bu nedenle odağı çocukların davranışlarından platformların sorumluluğuna kaydırmaya dikkat çekiyor.
