Silah ihracatının yeni haritasında paylar değişiyor, bağımlılık derinleşiyor, savaş ekonomisi genişliyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin Mart 2026 verileri, 2021-25 döneminde küresel büyük silah transferlerinin yüzde 9,2 arttığını, ABD’nin küresel ihracattaki payını yüzde 42’ye çıkardığını ve Rusya’nın payının yüzde 6,8’e kadar düştüğünü gösteriyor. Ama verilerin söylediği asıl şey, yalnızca kimin daha çok sattığı değil: silah ticareti giderek birkaç savaş hattı, birkaç bölgesel gerilim ve birkaç stratejik müşteri etrafında sıkışıyor. [1]
Bu bir pazar haberi değil, savaşın bilançosu
Silah ticaretini yalnızca “ihracat performansı” diye yazmak, verinin anlattığı gerçeği ehlileştirmek olur. Çünkü burada yükselen şey sıradan bir sektör değil; savaş, tehdit algısı ve silahlanma refleksi. SIPRI’ye göre 2021-25 döneminde devletler arasındaki büyük silah transferlerinin hacmi, 2016-20’ye göre yüzde 9,2 arttı. Bu, 2011-15’ten bu yana görülen en büyük artış. Avrupa devletlerinin silah ithalatı aynı dönemde yüzde 210 yükseldi; SIPRI bu sıçramayı başta Ukrayna savaşı ve Avrupa’daki yeniden silahlanma dalgasıyla ilişkilendiriyor. Dünyanın daha güvenli hale geldiği için değil, daha gergin hale geldiği için daha fazla silahlandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. İlk üç cümle doğrudan veriye dayanıyor, son cümle bu verilerin işaret ettiği analitik sonuçtur. [1]
En Büyük Silah İhracatçılarının Küresel Silah İhracatındaki Payı (%)
| Tedarikçi | 2016-2020 | 2021-2025 |
|---|---|---|
| ABD | 36.0 | 42.0 |
| Fransa | 8.8 | 9.8 |
| Rusya | 21.0 | 6.8 |
| Almanya | 5.4 | 5.7 |
| Çin | 5.5 | 5.6 |
| İtalya | 2.2 | 5.1 |
| İsrail | 3.1 | 4.4 |
| Birleşik Krallık | 3.3 | 3.4 |
| Güney Kore | 2.6 | 3.0 |
| İspanya | 2.4 | 2.3 |
| Türkiye | 0.9 | 1.8 |
Barış yanlısı bir gazetecilik açısından bu ayrım önemli. Çünkü sayıların dili nötr görünebilir; ama sayılar nötr bir dünyayı anlatmıyor. Ukrayna’nın 2021-25 döneminde tüm silah transferlerinin yüzde 9,7’sini alarak dünyanın en büyük silah ithalatçısı haline gelmesi, Avrupa’nın en büyük alıcı bölgeye dönüşmesi ve büyük ihracatçıların müşterilerinin birkaç kriz hattında kümelenmesi, verilerin arkasında askeri değil insani bir hikâye de olduğunu gösteriyor. Bu tabloyu “silah sanayisinin dinamizmi” diye değil, küresel çatışmanın ekonomik izi diye okumak daha dürüst olur. İlk iki cümledeki olgular SIPRI’ye dayanmaktadır; son cümle yorumlayıcı çerçevedir. [2]
ABD farkı açtı, Rusya sert düştü
Küresel ihracat paylarına bakıldığında ilk büyük sonuç çok net: ABD yalnızca birinci değil, arayı açan ülke. SIPRI fact sheet’e göre ABD’nin küresel büyük silah ihracatındaki payı 2016-20 dönemindeki yüzde 36’dan 2021-25 döneminde yüzde 42’ye çıktı. Aynı dönemde ABD’nin toplam silah ihracatı da yüzde 27 arttı. SIPRI ayrıca ABD’nin 2021-25’te 99 devlete silah sattığını ve ihracatında Avrupa’nın yüzde 38 ile en büyük bölge haline geldiğini, Orta Doğu’nun payının ise yüzde 33 olduğunu belirtiyor. Yani Washington yalnızca çok satan değil, aynı zamanda savaşın ve ittifak siyasetinin genişlediği coğrafyalarda daha derine yerleşen aktör konumunda. İlk dört cümle doğrudan veriye dayanmaktadır; son cümle bu dağılımdan yapılan çıkarımdır. [1]
İkinci büyük sonuç ise Rusya’daki sert çöküş. 2016-20 döneminde küresel ihracatın yüzde 21’ini gerçekleştiren Rusya’nın payı 2021-25’te yüzde 6,8’e düştü. SIPRI, Rusya’nın toplam ihracat hacmindeki düşüşü yüzde 64 olarak veriyor. Kurum bu gerilemeyi, Rus ordusunun kendi savaş ihtiyaçlarına öncelik vermesi ve yaptırımların üretim ile sevkiyat kapasitesini zorlamasıyla açıklıyor. Bir zamanlar silah piyasasının ikinci büyük gücü olan ülkenin bugün daha dar, daha kırılgan ve daha sorunlu bir ihracat profiline sıkıştığı görülüyor. [1]
Aradaki boşluğu dolduranlar ise çoğunlukla orta ölçekli aktörler. Fransa’nın küresel payı yüzde 8,8’den yüzde 9,8’e çıktı. Almanya yüzde 5,4’ten yüzde 5,7’ye, Çin yüzde 5,5’ten yüzde 5,6’ya yükseldi. En dikkat çekici artışlardan biri İtalya’da: payı yüzde 2,2’den yüzde 5,1’e çıktı. İsrail yüzde 3,1’den yüzde 4,4’e, Güney Kore yüzde 2,6’dan yüzde 3’e yükseldi. Türkiye de payını yüzde 0,9’dan yüzde 1,8’e çıkardı. Bu tablo, zirvede ABD’nin güç topladığını; ikinci hatta ise daha parçalı ama hareketli bir yeniden sıralanma yaşandığını gösteriyor. [1]
Asıl hikâye müşteri listesinde başlıyor
İhracat payı tek başına yetmez. Çünkü silah ticaretinde asıl soru, “kim ne kadar sattı?” kadar “kimlere sattı?” sorusudur. SIPRI’nin en büyük tedarikçilerin en büyük müşterilerini gösteren tablosu, bu ticaretin serbest dağılmış bir pazardan çok, belirli siyasi ve askeri hatlara yaslandığını gösteriyor. Büyük ihracatçıların çoğunda satışlar birkaç müşteride toplanıyor; bu da ticaretin ekonomik rasyonelden çok jeopolitik önceliklerle örüldüğünü düşündürüyor. [1]
ABD’nin ilk üç müşterisi Suudi Arabistan, Ukrayna ve Japonya. Bu ülkelerin ABD ihracatındaki payı sırasıyla yüzde 12, yüzde 9,4 ve yüzde 8,9. İlk üç müşterinin toplam payı yaklaşık yüzde 30. Bu oran, listedeki büyük ihracatçılar arasında en düşük yoğunlaşmalardan biri. Başka bir deyişle ABD, devasa pazar payını daha geniş bir müşteri tabanına yayarak taşıyor. Körfez’de Suudi Arabistan, Avrupa’da Ukrayna, Asya-Pasifik’te Japonya: müşteri listesi bile tek başına Washington’un askeri-diplomatik haritasını veriyor. [1]
Fransa’nın ilk üç müşterisi Hindistan, Mısır ve Yunanistan; payları yüzde 24, yüzde 11 ve yüzde 10. Bu da toplamda yüzde 45’lik bir yoğunlaşma demek. Fransa’nın satışlarının Hint-Pasifik ve Doğu Akdeniz eksenine oturduğu görülüyor. Rusya’da ise tablo daha sert: Hindistan yüzde 48 ile açık ara birinci, Çin ve Belarus yüzde 13’er pay alıyor. İlk üç müşterinin toplamı yüzde 74. Çin’de Pakistan yüzde 61 ile başlı başına bir bağımlılık merkezi; Sırbistan yüzde 7, Tayland yüzde 5 ile onu izliyor ve ilk üç toplamı yüzde 73’e ulaşıyor. Bu oranlar, bazı büyük ihracatçıların çok daha dar bir müşteri kümesine yaslandığını gösteriyor. [1]
2) En büyük tedarikçilerin ilk 3 müşterisi ve payları
| Tedarikçi | 1. Alıcı | 1. Pay (%) | 2. Alıcı | 2. Pay (%) | 3. Alıcı | 3. Pay (%) |
|---|---|---|---|---|---|---|
| ABD | Suudi Arabistan | 12.0 | Ukrayna | 9.4 | Japonya | 8.9 |
| Fransa | Hindistan | 24.0 | Mısır | 11.0 | Yunanistan | 10.0 |
| Rusya | Hindistan | 48.0 | Çin | 13.0 | Belarus | 13.0 |
| Almanya | Ukrayna | 24.0 | Mısır | 14.0 | İsrail | 10.0 |
| Çin | Pakistan | 61.0 | Sırbistan | 7.0 | Tayland | 5.0 |
| İtalya | Katar | 26.0 | Kuveyt | 17.0 | Endonezya | 12.0 |
| İsrail | Hindistan | 29.0 | Almanya | 21.0 | ABD | 7.8 |
| Birleşik Krallık | Katar | 31.0 | ABD | 14.0 | Ukrayna | 13.0 |
| Güney Kore | Polonya | 58.0 | Filipinler | 18.0 | BAE | 9.5 |
| İspanya | Suudi Arabistan | 28.0 | Türkiye | 16.0 | Belçika | 12.0 |
| Türkiye | Pakistan | 16.0 | BAE | 12.0 | Ukrayna | 8.4 |
Ortak müşteriler, ortak gerilimler
Tablodaki en çarpıcı işaretlerden biri, aynı ülkelerin birden fazla ihracatçı için kilit müşteri haline gelmesi. Hindistan, Fransa’nın, Rusya’nın ve İsrail’in bir numaralı müşterisi. Pakistan, Çin’in ve Türkiye’nin ilk sırasında. Ukrayna ise ABD, Almanya, Birleşik Krallık ve Türkiye dahil birçok ihracatçının ilk üç müşterisi arasında yer alıyor. Bu kesişim, silah ticaretinin dağınık bir küresel pazardan çok, belli başlı kriz merkezlerine ve güç rekabeti hatlarına bağlandığını gösteriyor. Ticaretin coğrafyası ile jeopolitiğin coğrafyası neredeyse üst üste biniyor. [1]
Özellikle Ukrayna verisi tek başına çok şey anlatıyor. SIPRI’nin basın açıklamasına göre Ukrayna, 2021-25 döneminde tüm küresel silah transferlerinin yüzde 9,7’sini alarak dünyanın en büyük ithalatçısı oldu. Aynı ülkenin birden fazla büyük tedarikçinin başlıca müşterileri arasına girmesi, savaşın yalnızca cephede değil, tedarik zincirlerinde ve ihracat istatistiklerinde de merkezileştiğini gösteriyor. Kısacası bazı ülkelerin ihracat başarı hanesine yazılan rakamlar, başka yerlerde yıkımın derinleşmesiyle birlikte büyüyor. [2]
Yoğunlaşma arttıkça bağımlılık büyüyor
İlk üç müşterinin toplam payına bakıldığında, müşteri bağımlılığı daha da görünür hale geliyor. Güney Kore’de ilk üç müşterinin toplam payı yüzde 85,5. Rusya’da yüzde 74, Çin’de yüzde 73. İsrail’de yüzde 57,8, Birleşik Krallık’ta yüzde 58, İspanya’da yüzde 56, İtalya’da yüzde 55, Almanya’da yüzde 48, Fransa’da yüzde 45, Türkiye’de yüzde 36,4, ABD’de ise yüzde 30,3. Bu sıralama, “kim güçlü?” sorusundan başka bir şey daha soruyor: “Kim birkaç müşteriye mahkûm?” Veriler, bazı ihracatçıların birkaç büyük anlaşma sayesinde görünür hale geldiğini; bazılarının ise daha yaygın bir müşteri tabanı sayesinde esneklik kazandığını gösteriyor. [1]
| Tedarikçi | İlk 3 Toplam (%) |
|---|---|
| Güney Kore | 85.5 |
| Rusya | 74.0 |
| Çin | 73.0 |
| Birleşik Krallık | 58.0 |
| İsrail | 57.8 |
| İspanya | 56.0 |
| İtalya | 55.0 |
| Almanya | 48.0 |
| Fransa | 45.0 |
| Türkiye | 36.4 |
| ABD | 30.3 |
Bu yoğunlaşma aynı zamanda kırılganlık demek. Çünkü satışlar birkaç ülkeye yığıldıkça, diplomatik kriz, rejim değişimi, savaşın seyri ya da ittifaklardaki kırılma doğrudan ihracat yapısını sarsabiliyor. Silah ticareti çoğu zaman “güvenlik” diliyle pazarlanıyor; ama tablodaki yoğunlaşma, aslında karşılıklı bağımlılık ve siyasi rehineleşme riski de üretiyor. Veriler doğrudan bunu söylemiyor; fakat müşteri yoğunlaşmasının mantıksal sonucu bu. [1]
Türkiye: Pay büyüyor, şirketler savaş ikliminde sıçrıyor
Türkiye’nin küresel ihracat payının yüzde 0,9’dan yüzde 1,8’e çıkması, toplam hacmin hâlâ sınırlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor; ama görünürlüğün arttığını gösteriyor. SIPRI’ye göre Türkiye’nin ilk üç müşterisi Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ukrayna; payları sırasıyla yüzde 16, yüzde 12 ve yüzde 8,4. İlk üç müşterinin toplamı yaklaşık yüzde 36,4. Bu tablo, Türkiye’nin Çin ya da Rusya kadar dar bir müşteri havuzuna sıkışmadığını; ama satışlarını yine de belirli stratejik eksenlerde yoğunlaştırdığını gösteriyor. Pakistan’ın hem Çin’in hem Türkiye’nin en büyük müşterisi olması da ayrıca dikkat çekici: aynı pazar, farklı tedarikçiler için ortak merkez haline geliyor. [1]
Şirket düzeyindeki tablo daha da sert. SIPRI’nin 2023 sonunda yayımladığı Top 100 raporuna göre Baykar, 2022’de silah gelirini yüzde 94 artırarak listede 76’ncı sıraya çıktı; Roketsan ise yüzde 17 artışla 100’üncü sırada yer aldı. SIPRI, Türkiye’yi Çin ve Hindistan’la birlikte savunma üretiminde uzun vadeli “kendine yeterlilik” hedefi izleyen ülkeler arasında sayıyor; güçlü yerel tedarik ağlarının küresel tedarik zinciri sorunlarının etkisini sınırladığını belirtiyor. Aynı rapor, Baykar ve Roketsan’ın Avrupa’da Ukrayna savaşıyla artan talep dalgasından yararlanan şirketler arasında olduğunu da not ediyor. Kısacası burada büyüyen şey yalnızca bir ihracat kalemi değil; savaşın açtığı talep alanından beslenen bir savunma sanayii ekosistemi. İlk üç cümle doğrudan SIPRI’ye dayanmaktadır; son cümle bu verilerden yapılan yorumdur. [3]
Silah ticareti büyürken barışın alanı daralıyor
Bu veriler bir başarı tablosu gibi de yazılabilirdi: ABD büyüdü, Fransa yükseldi, İtalya sıçradı, Türkiye payını artırdı. Ama o dil, gerçeğin üstünü örter. Çünkü SIPRI’nin verileri başka bir şey söylüyor: küresel silah ticareti bugün barışın güçlenmesinden değil, tehdit algısının büyümesinden, savaşların uzamasından ve blok siyasetinin sertleşmesinden besleniyor. Avrupa ithalatındaki yüzde 210’luk artış, Ukrayna’nın en büyük ithalatçı haline gelmesi ve büyük ihracatçıların birkaç stratejik müşteride yoğunlaşması, bu sistemin yalnızca ekonomik değil, açık biçimde siyasal ve yıkıcı bir düzenek olduğunu gösteriyor. Veriler soğuk olabilir; ama anlattıkları dünya soğuk değil, tehlikeli. [1]
Metodoloji
Bu haberde kullanılan veriler SIPRI’nin Trends in International Arms Transfers, 2025 fact sheet’i, SIPRI Top 100 Arms-producing and Military Services Companies 2022 fact sheet’i ve SIPRI Arms Transfers Database yöntem notlarından derlendi. SIPRI, finansal gelir yerine “trend-indicator value” (TIV) kullanıyor. TIV, satış fiyatını değil, büyük konvansiyonel silah transferlerinin hacmini karşılaştırmak için geliştirilmiş bir ölçü. SIPRI ayrıca veritabanının yalnızca büyük konvansiyonel silahları kapsadığını, küçük silahların çoğunu, mühimmatın büyük bölümünü, destek hizmetlerini ve teknoloji transferlerini kapsamadığını belirtiyor. [1]
Unutmamak gerekenler
Bu veriler “kim daha çok para kazandı?” sorusuna tam karşılık vermez. Çünkü TIV, satış geliri değil hacim göstergesidir. Ayrıca SIPRI açık kaynak kullandığını, bazı teslimatlarda belirsizlik ve tahmin bulunduğunu, özellikle savaş koşullarında tüm sevkiyatların eksiksiz ve anlık izlenmesinin zor olduğunu vurguluyor. Top 100 raporu ise şirketlerin “arms revenue” verilerine dayanır; bu da devletler arası transfer hacmi verileriyle bire bir aynı gösterge değildir. Bu nedenle burada birlikte okunan iki SIPRI seti, aynı olgunun farklı katmanlarını gösterir; tek bir muhasebe tablosu oluşturmaz. [4]

