Medya Özgürlüğü İzleme 2025 Raporu yayınlandı: Türkiye’de medya özgürlüğüne yönelik ihlallerin yarısı yargıdan kaynaklanıyor. RTÜK ilk altı ayda 100 milyon TL ceza kesti.
Avrupa çapında medya özgürlüğü ihlallerini izleyen Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MFRR) konsorsiyumunun 2025 yılının ilk yarısını kapsayan raporu, Türkiye’de medya özgürlüğüne yönelik sistematik baskının boyutlarını gözler önüne seriyor. Rapor, mahkemeler, polis ve medya düzenleyicisi RTÜK arasında gazetecilere yönelik eşgüdümlü bir saldırı olduğunu ortaya koyuyor.
Raporun üretim sürecine dahil olan Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECMPF) çalışanı Gürkan Özturan, son dönemde Türkiye’de yaşananları, “baskının yalnızca devlet kurumlarında değil, bir zamanlar ayrı olan güçler arasında da nasıl yayıldığını gösteren çarpıcı bir örnek” olarak nitelendirdi. Özturan, Türkiye’deki durumu FAYN Press‘te yayınlanan yazısında;
Ağır baskılara, fiziksel saldırılara, sansüre veya sürgüne rağmen Türkiye’nin bağımsız gazetecileri, medya özgürlüğüne yönelik saldırılara karşı olağanüstü bir direniş sergiliyor. Bu direnç, ifade özgürlüğü mücadelesinin bitmediğinin kanıtıdır; bir kameranın kaldırıldığı ya da bir kalemin tutulduğu her an, mücadele tüm şehirlerde ve bölgelerde devam etmektedir.
ifadeleriyle ele aldı.
Sansürün ana kaynağı mahkemeler oldu
Medya Özgürlüğü İzlemeraporunun en çarpıcı bulgusu, 2025’in ilk altı ayında medya özgürlüğü ihlallerinin yaklaşık yarısının doğrudan yargı sisteminden kaynaklandığını göstermesi oldu. Raporda, “Yargının asıl amacı tüm vatandaşlar için hak ve özgürlüklerin egemenliğini sağlamak olması gerekirken, Türkiye’de mahkemeler sansür araçlarına dönüştü” ifadeleri kullanıldı.
Bu süreçte mahkemeler, gazetecilere yönelik tutuklama kararları çıkarıyor, hapis cezaları veriyor, soruşturmalar başlatıyor ve hükümet politikalarını eleştiren ya da baskıya tanıklık eden gazetecilerin başında adalet kılıcını tutuyor.
Rapor üzerine mahkemelerin bu rolü, demokratik denge ve denetim mekanizmalarının işleyişini sekteye uğratıyor ve gazetecilerin işini adeta suç haline getiriyor.
Şiddetin uygulayıcısı olarak kolluk kuvvetleri raporda yer aldı
Raporda, 2025’in ilk yarısında gazetecilere yönelik saldırı ve şiddet olaylarının üçte birinden polisin sorumlu olduğu belirtiliyor. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası yaşanan protestolarda bu durum en net şekilde ortaya çıktı.
En az 19 farklı vakada protestoları haberleştiren gazeteciler, polisin sistematik saldırısına maruz kaldı. Bu saldırılar arasında:
- Biber gazı ile yakın mesafeden saldırı
- Coplarla dövülme
- Keyfi gözaltılar
- Koruyucu ekipmanların zorla çıkarılması yer aldı
BirGün muhabiri Ebru Çelik‘in ve Deniz Güngör‘ün başına gelenler, polisin gazetecilere yönelik kasıtlı şiddetinin simgesi haline geldi. Çelik, koruyucu ekipmanları çıkarıldıktan sonra yakın mesafeden yüzüne biber gazı sıkıldı ve yerde dövüldü. Her ikisi de basın mensubu olduklarını polise birkaç kez belirtmişti.
Lisans tehdidi ve ağır cezalarda RTÜK
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 2025’in ilk altı ayında en az 46 yaptırım kararı aldı ve bunların 42’si muhalif kanallara yönelik oldu. Toplam para cezası yaklaşık 100 milyon Türk Lirası (2 milyon Euro) tutarında gerçekleşti.
RTÜK’ün hedef aldığı kanallar arasında:
- TELE1: 5 günlük yayın yasağı (Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın 15 Temmuz’u “İslamcı darbe girişimi” olarak nitelendirmesi)
- Halk TV: 10 günlük yayın yasağı (mahkeme tarafından durduruldu)
- SZC TV: 10 günlük yayın yasağı
En endişe verici gelişme ise, TELE1, Halk TV ve SZC TV’nin önümüzdeki yıl içinde benzer ihlal yapmalarının lisanslarının kalıcı iptaliyle sonuçlanabileceği uyarısı.
Bolu’da otel yangını: Sansürün gündelik hali
RTÜK’ün medyaya müdahalesinin boyutları, 20 Ocak 2025’te Bolu’da 78 kişinin hayatını kaybettiği otel yangını sonrasında da görüldü. RTÜK Başkanı, medya kuruluşlarına sadece resmi kaynaklardan bilgi vermelerini yönlendirdi. Kısa süre sonra Bolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi de benzer bir karar aldı.
Dijital platformlara sansür
MFRR’in Medya Özgürlüğü İzleme 2025 başlıklı raporunda, konvansiyonel medyanın büyük ölçüde hükümet kontrolüne geçmesi sonrasında vatandaşların son 15 yıldır dijital platformlara yöneldiği belirtiliyor. Ancak Mart ayında yaşanan İmamoğlu protestoları sırasında bu dijital yaşam çizgisi de kesildi.
Dijital platformlara erişim kısıtlaması sadece haber alma hakkını engellemekle kalmayıp, gazetecilerin haber yayınlama imkanlarını da ortadan kaldırdı. Bu dijital baskı, “siyasi gelişmelerin yönetici ittifak için riskli hale geldiği her durumda uygulanan toplu ceza” niteliğinde değerlendiriliyor.
Uluslararası endişe: Gerçekleri söylemek suç haline geliyor
MFRR partnerleri durumu şu sözlerle özetliyor: “Üç kurum birleştiğinde -mahkemeler, polis, medya düzenleyici RTÜK- medya özgürlüğünü bastırmak için sonuç, gerçek ve olguların suç haline geldiği boğucu bir ortam oluyor.”
Raporda, Türkiye’deki baskının sınır ötesine taşma riski de vurgulanıyor. Otoriter uygulamaların giderek uluslararası hale geldiği ve liderlerin birbirlerinin “başarılarını” örnek göstererek kısıtlayıcı yasalar çıkardıkları belirtiliyor.
“Mahkemeler, polis, RTÜK medya özgürlüğüne karşı savaş yürütüyor”
Rapor, Türkiye’de mahkemeler, polis ve RTÜK’ün medya özgürlüğüne karşı eşgüdümlü bir savaş yürüttüğünü ortaya koyuyor. Bu “üçlü ittifak”, basın özgürlüğünü sistematik olarak aşındırırken, demokratik denetim mekanizmalarını işlevsiz hale getiriyor.
Raporun vurguladığı gibi, “gazetecilerin tanık olarak çalışması olmadan demokrasi, sadece bir yönetim tarzını tanımlamak için kullanılan içi boş bir başlık” haline geliyor.
Kaynaklar:
- Media Freedom Rapid Response (MFRR) 2025 Ocak-Haziran Raporu
- European Centre for Press and Media Freedom (ECPMF)
- MFRR partner organizations statements on Turkey media freedom violations

